Neden Futbol Yerine Basketbol?

Herkese merhabalar, malum NBA bitti öncelikle şampiyon OKC'yi tebrik etmek gerekir. Bize bir modern basketbol harikası izlettiler. Her neyse, NBA bittiği için ve ben de free agency veya takaslar gibi şeylerle aşırı ilgilenmediğim için pek bir şey yazmadım buralar biraz boş kaldı kusura bakmayın. Konumuza gelecek olursak, neden futbol değil de basketbol? 

Öncelikle Türkiye'de futbol anlayışı dünya üzerinde görebileceğiniz sayılı anlayışlardan biri, çok ama çok koyu bir fanatizm, her yerde her an ve devamlı konuşulan bir fenomen ve en önemlisi de halk için adeta bir din gibi bir halde. Bu uzun yıllardan beri böyle, sosyal medya ile fanatizm daha görünür oldu diye arttı falan sanmayın. Ha tabii ülkenin malum durumları yüzünden ve aşırı yoğun çalışma saatleri yüzünden insanlar bunu bir gündemden kaçma, yorgunluğunu atma gibi bir kaçış aracı olarak da kullanmaya başladı. Bir de ek olarak neden diğer sporlar değil de basketbol diyecek olursanız, Türkiye'de yaşıyorum neden kriket değil de basketbol yazacak halim elbette yok. Dolayısıyla futbolun yoğun bir tutku olduğu ve 1 numaralı spor olduğu yerde neden 1 değil de 2 numaralı sporu sevdiğimi belli başlı fikirlerimle açıklayacağım. Belirtmem gerekir ki Türkiye'deki erkeklerin büyük çoğunluğu gibi ben de hayatımın belli bölümünde bu fanatizm rüzgarına kapılmıştım ve yoğun bir tutku duymuştum futbola karşı. Zaten burada şimdi neden o tutkunun kaybolduğunu, o rüzgarın artık neden esmediğini konuşacağım kendi adıma. 

Öncelikle modern dünyanın evrildiği yerden başlayalım, modern dünya basitlik, sadelik, hızlı üretim ve hızlı tüketim trenine binmiş durumda. Hatta hep düşünürdüm eskiden çok şaşaalı adeta sanat eseri gibi olan müthiş bina yaparlarken neden şimdi basit ve kötü görünen binalar yapılıyor diye. Bu binalar bile bu trendin bir ürünü arkadaşlar. Büyük markaların logo değişimi bu trendin bir ürünü. İzlediğimiz diziler filmler ve özellikle shorts, reels, tiktok gibi şeyler bu trendin en popüler parçaları. Yadsınamaz gerçeklerden bahsetmek gerekir ki futbol dünyanın en büyük sporu ve müthiş hikayelere sahip burada saymakla başlasak bitiremeyiz. Fakat çok kesin ve net bir örnek vermek gerekirse Fildişi Sahili'ndeki iç savaşı bitirebilecek bir güce sahip olan bir spor. Basketbol ise özünde bir Amerikan sporu ve asla futbol kadar global değil. Asla futbol kadar birleştirici, büyük kitlelere hitap eden bir spor değil.  Örneğin futbolda dünya kupası yapıldığında o kupayı kazanacak ülkeyi tahmin etmek oldukça zor oluyor bilinmezlikleri de fazla olan bir spor. Tabii bu da heyecanı ve tutkuyu katlayarak arttırıyor. Örneğin kim Euro 2004'ü Yunanistan kazanır derdi ki? Veya kim 2018 Dünya Kupası'nda Hırvatistan final oynar derdi ki? Fakat basketbolda bu gibi global turnuvalar zaten şampiyonun belli olduğu prosedür gereği oynanan turnuvalar gibi maalesef ABD sayesinde. Elbette basketbolda da sürprizler oluyor ama sadece ABD'nin ciddiye almadığı ve kolejde falan oynayan gençleri yolladığı FIBA Dünya Kupası'nda. ABD sadece olimpiyatları ciddiye alıp sağlam kadrolar yolluyor. Olimpiyatlarda tam 27 şampiyonluğu var. En yakın takipçisi ise artık var bile olmayan 4 şampiyonlukla Sovyetler Birliği. Artık varın dominasyonu siz anlayın. "Eee, şimdi futbolu övdün övdün kendinle çelişiyosun hani basketbol daha iyiydi?" dediğinizi duyar gibiyim. Geliyoruz, oraya da geliyoruz. 

Az önce bahsettiğim "hızlı üretim ve tüketim, basitlik" gibi modern dünyanın getirdiği alışkanlıklar futbola uymuyor. Reklamlarla beraber 2 saate yakın oturup bir maçı izlediğinizde o maç aşırı sıkıcı, uyku getiren 0-0lık bir maç olabiliyor. Veya oturup 90 dakika bir şeyler olsun diye beklemek heyecanlı olsa da, heyecanlı olduğu kadar inanılmaz sıkıcı da olabiliyor. Dünya futbol federasyonu da bu durumun farkında ki maç sürelerini azaltmak, 0-0 biten maçlarda iki takıma da puan vermemek gibi gündemler söz konusu günümüzde. Ha bir de evet, yine az önce de bahsettiğim "kazananın belli olmaması"
gibi heyecanlar 4 yılda bir oynanan uluslararası turnuvalar haricinde kalmadı. Türkiye'den örnek verirsek, Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ve nadiren Trabzonspor. Bu dörtlü dışında şampiyonluk adayı takımlar neredeyse olmuyor. Dünyanın tüm liglerinde durum bu şekilde. Ek olarak futbol inanılmaz seviyede endüstriyelleşti ve tam olarak "parayı veren düdüğü çalar" noktasına evrildi. Futbolda sıradan ve kalburaltı olan bir takımın belli bir noktaya gelmesinin tek yolu aldığı müthiş bir yatırım veya über zengin bir iş adamının kulübü satın alması. Örneğin Ankaragücü tarih boyu bir orta-alt sıra takımı oldu ve bu tarihlerinde neredeyse hiç değişmedi. Yani pek sürprizlere açık veya değişken parametlere sahip bir spor değil ligler özelinde. Ki zaten ana izlence kaynakları her sene düzenli oynanan bu ligler olduğu için maalesef sonunda ne olacağı çok bariz şeyler tüketmenin sıkıcılığı da saydığım diğer nedenlerin yanında cabası.

Şimdi gelelim basketbola, ama en elit ve en yüksek seviye olan NBA'e. Basketbol'da sistem kelimenin tam anlamıyla tıkır tıkır işliyor. Parası olan düdüğü çalamıyor. Doğru organizasyon, doğru yönetim, doğru oyuncular dışında size hiçbir şey bir şeyler kazandıramıyor. Transfer etme diye bir şey bile yok adil bir takas yaparak birini alabilirsin. Ya da oyuncu serbest kaldıysa ve yeterli maaş boşluğun varsa alabilirsin. Dolayısıyla sistem fazlasıyla adil olduğu için rekabet de o şekilde adil oluyor. 2020 Yılından itibaren NBA'de son 5 senedir 5 farklı takım şampiyon oldu. Bahsettiğim hızlı tüketim konusuna gelirsek basketbol buna tam anlamıyla cuk oturuyor sevgili arkadaşlar. Futbol gibi 90 dakikada bir gol beklemiyorsunuz. Maçlar yalnızca 48 dakika ve bir maç bitiyor hemen ardından başka bir maç başlıyor. Futbolu toplam izlediğiniz sürede 2 maç izleyebilme gibi bir durum da söz konusu. Maçlarda ortalama 200 sayı oluyor ve en çok sayıyı atan taraf kazanıyor. Beraberlik gibi bir durum olmaması da cabası. Bir takım kazanana kadar devam ediyor maçlar. Hatta tarihte 7 uzatmaya giden maç bile var. Bir oyuncuyu seviyorsanız onu özellikle Play-off maçlarda neredeyse maç boyu izliyorsunuz ve futbolun aksine o oyuncu bir şeyler yapsın diye beklemiyorsunuz. İlla bir şeyler yapıyor ve sizi sevindiriyor. Dolayısıyla hızlı tüketim alışkanlığına uyması, adil rekabete alan açması gibi konularda dolayı basketbol, modern zamana çok daha uyum sağlayan, çok daha izlenecek bir materyal veren bir spor dalı. 

Gelelim benim için en ama en önemli konuya, erişebilirlik konusu. Peki erişebilirlik konusu nedir biraz onu açmakta fayda var. Futbol belki de tutkulu taraftarlarının da etkisiyle çok ama çok az oyunculara, takımlara erişebildiğimiz bir spor. Antrenmanlar basına kapalı oluyor, oyuncular basında, ve magazinde gözükmemek için 40 takla atıyor. Oyuncuların birçoğu belli konular hakkında röportaj vermiyor ve konuşmuyor. O oyuncuların hayatlarını, eşlerini ailelerini yakından tanıyamıyoruz ve hatta bazen hiç tanıyamıyoruz. Peki bunu tanıyıp ne yapacaksın bak işte işine adamın sporunu izle diyecek olursanız; olay sevgi ve bağlılık arkadaşlar. Gerçek hayatta insanlara da ne kadar yakın olursanız o kadar sevgi ve bağlılık duyarsınız. Futboldaki Messi ve Ronaldo gibi dev isimler asla ama asla LeBron James, Micheal Jordan, Kobe Bryant gibi ikonik isimler olmayacak. Bunun en büyük sebebi de bu erişebilirlik konusu. NBA'de ise bunun tam aksine lig tarafından bile "medya günleri" adı altında günler organize ediliyor ve erişebilirlik seviyesini arttırıyor. Ha yetmedi mi? Maç öncesi, sonrası, maç esnasında oyuncularla saha içi anlık röportajlar yapılıp anlık geri dönüşler alınabiliyor. Tribünlerin sahaya çok yakın olması sebebiyle taraftar etkileşimi de oldukça fazla oluyor. Çoğu NBA oyuncusu sosyal medyayı aşırı aktif kullanıp birçok anını ve fikrini paylaşıyor. Sosyal medyada viral olan o kadar çok oyuncu storyleri, canlı yayınları, videoları var ki sayısı yok. Oyuncular soyunma odasından, antrenman sahasından her yerden bir şeyler paylaşıyor. Futbolda ise bu tarz olaylar belli sınırlamalarla gerçekleşemiyor veya kısıtlı gerçekleşebiliyor. Basketbolla ilgili birçok olayın belgeseli de oldukça fazla. Meşhur "The Last Dance" belgeselinde bile 90'lı yıllardan kalma soyunma odası görüntüleri, olayların perde arkaları gibi birçok şeyi öğrendik. O da yetmezse meşhur Indiana-Detroit maçında çıkan o büyük kavgayla ilgili bile bir belgesel var. Dolayısıyla basketbolda futbolun aksine oyuncuların sadece saha içindeki hallerini değil saha dışındaki kişiliklerini de görebiliyoruz ve bu, oyuncuları ikonlar haline getiriyor. Üstüne üstlük oyunculara duyduğunuz hayranlık, maçları izlemenizdeki motivasyonlar da kat kat artıyor. Örneğin, Kobe ve Micheal Jordan'ın hırs küpü olduğunu herkes bilir çünkü o oyuncuları tanır. Maç içinde birisi bu oyunculara meydan okuduğunda bu oyuncuların pas vermeden oynayan, tek kişilik bir orduya dönüşeceğini herkes bilir. Futbolda ise Messi'yi siyasi bir olayla ilgili ropörtaj verirken göremezsiniz. Ronaldo'yu siyasi bir olayla ilgili ropörtaj verirken göremezsiniz. Ama LeBron James ülkesinde olan birçok durumla ilgili tepkisini koyuyor ve köşesizlik yapmıyor. Bu da onu hiç kusuru ve yanlışı olmayan eşsiz bir insan haline getiriyor. Futbol'da genelde oyuncular futbolu bırakınca anılar anlatırlar. Basketbolda ise oyuncular sürekli podcast yapıp orada konuşuyor, olayların iç yüzünü anlatıyor. Paul George'un Podcasti, Meşhur "Mind The Game" Podcasti bunlara birer örnek. Özetle sevdiğiniz, hayranlık duyduğunuz insanlara ve spora çokça ve rahatlıkla erişebilir olmanız sizi çok daha içine çeken bir faktör sevgili arkadaşlar. 

Bu konu hakkındaki şahsi fikirlerim bu kadardı. Vakit ayırıp okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Bir başka yazıda, bir başka konuda görüşmek üzere. Hoşçakalın 

Yorumlar